Search

Yeni Nesil Startup Girişimciliğinden Ne Öğrenebiliriz?

TEDxAnkara’da 6 Ocak 2019 tarihinde yaptığım konuşmanın metni.

Hiç derdi olmayan biri var mıdır acaba? En gözünüzde büyüttüğünüz kişileri düşünün. En ünlü sanatçılar, en zengin iş adamları, en iyi sporcular…

Eminim herkesin, hepimizin bin bir türlü derdi var. Bir kısmı kendi yarattığımız, korktuğumuz, bir kısmı ise gerçekten korkmamız gereken ve kontrolümüzde olmayan.

Şimdi bir an hayata dair bütün dertlerinizin, korkularınızın, endişelerinizin yok olduğunu düşünün.

Artık şimdi istediğinizi yapın, herşeyi yapabilirsiniz demeyeceğim. Çünkü güzelliğe ve başarıya giden yol dertli, acılı ve zorlu bir süreç.

Size sadece şunu soracağım: Bu zorluğu ve derdi siz belirleyebilseniz neyi seçerdiniz?

Bu soruyu kendime 12 sene önce sordum. İyi bir işim varken kendi işimi kurma isteğiyle kurumsal hayattan ayrıldım.

Önce Londra merkezli bir startup’a katıldım. Aileler için Facebook sloganıyla soy ağacını dijitale taşıyan bir işti. Birkaç ay içinde başarılı oldu ve başka bir firmaya satıldı.

Ardından yeni bir işe giriştik. Internet’ten çiçek satacaktık. Ancak birçok acemi girişimcinin yaptığı hataları biz de yaptık. Özellikle ortaklık ve iş bölümü gibi konuları yönetemedik. Yenilikçi işler yapmak istiyorduk ama işe geleneksel pencereden bakıyorduk.

Sonrasında yeni bir iş daha denedik. Bu sefer öyle bir fikrimiz vardı ki zamanın çok ilerisindeydi ve o dönemde yaptığımız işi gören herkes bize uzaydan gelmişiz gibi bakıyordu. Mobil barkodlarla pazarlama alanında devrim yaratacaktık.

Bu iş sayesinde Microsoft ile partner olduk ve Turkcell’in açtığı ihaleyi kazandık. Artık her şey harika gidecek derken iki firma da bu işten para kazanamadı. Almanlar yenilince biz de yenilmiş sayıldık.

Zamanı gelmemiş bir işi kovalıyorduk ve benim de nefesim tükenmişti.

Ne yapacağımı bilmiyordum. Tüm birikimlerimi harcamıştım ve kendimi hiç iyi hissetmiyordum. Yeniden kurumsal hayata dönebilirdim. Ya da başka bir startup’a katılabilirdim.

İşte tam da bu sırada size bahsettiğim güçlü soruya tekrar rastladım ve düşünmeye başladım. “Hayat boyu yetecek param olsa ne iş yaparım ya da bir başka deyişle neyi dert edinirim?

Bazen bir düşünce, bir soru, bir bakış açısı insanın hayatını etkiler. Bankada milyonlarca dolarım olduğunu hayal ettim. Bu aşamaya geldikten sonra ne yapmak isterim?

Okumak ve öğrenmek beni her zaman heyecanlandırmıştır. Öyle ki ilkokuldayken sürekli müşterisi olduğum kitapçı bir süre sonra artık sana verecek kitabım kalmadı demişti.

Aynı zamanda benzer şekilde öğrenmeye ve gelişmeye açık kişilerle bir arada olmayı, yeni fikirler üretmeyi ve bakış açımı genişletmeyi seviyorum.

Üniversitede hem öğrencilerin hayata bakışlarına hem de akademik bilgi üretimine anlamlı katkı yapabilmeyi dert edinmek çok iyi olurdu dedim.” Bu sefer de maddi belirsizlikler gözümün önüne geldi ve elimde olmayan korkularım devreye girdi.

Ardından şunu sordum: Peki üniversitede olmak için önce bir başarı elde etmeyi, bu sayede birikim yapmayı ve 50 yaşıma gelmiş olmayı mı beklemeliyim gerçekten? Bugün bunu yapmama engel var mı diye düşündüm ve aslında hiçbir engelin olmadığını gördüm.

Bunun gerçek olmayan bir varsayım olduğunun farkına vardım. O gün CEO’luktan öğrenciliğe ve asistanlığa terfi ettim.

Bunu yaparken hayatımın radikal bir biçimde değişeceğini öngörememiştim. Ancak bütün zorluklarına rağmen doktorayı bitirdiğim gün başka bir insan olduğumu hissettim. Artık akademik hayatın içindeydim.

Derdim hiçbir zaman çok para kazanmak olmadı. Hatta paraya zaten sahip olduğumu düşünüp parayı denklemden çıkarmak bana iyi gelen şeyi bulmamı sağladı.

Öte yandan birçok kişinin şu sorusu ile karşılaştım. Para kazanıyor musun?

Ben de şu cevabı veriyorum. Akademisyenlik para kazanmak için yapılmaz ama akademisyenler para kazanıyor. Aynen resim ya da müzik yapan sanatçılar gibi.

Hatta günümüzde öyle bir hal aldı ki en anlamsız en saçma en garip görünen şeyleri yapanlar bile beklenmedik bir şekilde bu yaptıklarından para kazanabiliyorlar. Mesela yıllarını bilgisayar oyunu oynamakla geçiren biri bir anda bunu para eden bir uzmanlığa veya Youtube kanalına çevirebiliyor.

Girişimciliğe de bu bakışla yaklaşırsak, para kazanmak için girişimci olunmaz ama girişimciler para kazanıyor.

Peki yaptığımız işler para kazanmak için yapılmazsa ne için yapılır? Çalışmanın amacı daha çok para kazanmak değil midir?

İlk şirketimizi kurduğumuzda Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünde yüksek lisans yapan bir öğrenci bizde çalışmak için başvurmuştu ve ardından 5000 TL maaş aldığı işini bırakıp 2000 TL maaşla bizde çalışmaya başladı.

Düşük maaşa rağmen neden bizde çalıştığını sorduğumda yaptığımız işin kendisini çok heyecanlandırdığını ve işin parçası olmak istediğini söyledi. O zaman biz bile paradan daha güçlü motive edici bir iş yaptığımızın farkında değildik.

Sonrasında fark ettim ki yeni nesil startup girişimleri para kazanma motivasyonu ile kurulmuyorlar. Daha büyük bir amaç var.

Bu amaç çoğu zaman kimsenin sormaya ve çözmeye cesaret edemediği büyük ve tek bir soruna odaklanmak ve bunu başarma iradesini ortaya koymak oluyor.

NASA’nın bile çözemeyeceğine inandığı için uğraşmaya korktuğu bir sorunu çözmeye çalışan ve uzaya giden roketleri dünyaya geri getirmeyi kafasına koyan Elon Musk gibi.

Ya da yıllarca para kazanmadığı halde internetin hayatımızın içine gireceğine olan inancından dolayı sabırla restoranları ayağımıza getiren Yemek Sepeti gibi.

Yeni nesil startup girişimcileri bu sayede mevcut düzeni sorgulayan, yerinden sarsan ve yeni çıkış yolları yaratan bir meydan okuma içindeler.

Ben de kendimi bildim bileli sınırlarımı aşmaya çalışan bir kafa yapısı içinde oldum. Kendi işimi yapma güdüsü her zaman içimde vardı.

Ancak fark ettim ki aslında girişimcilik, şirket kurmakla ilgili bir konu değil. Hayata bakış şekli.

O yüzden ben de kendimi akademisyen girişimci olarak ifade ediyorum. Siz de her ne meslek yapıyor olursanız olun girişimci olabilir ve hayata bu kafa yapısından bakabilirsiniz.

Bu bakışla yaklaşık iki yıldır Bloomberght kanalında Girişimcilik Dünyası isimli programı yapıyorum. Burada dert edindiğim konu girişimci deyince anlaşılan iş adamı imajı yerine yeni nesil startup girişimciliğini geniş kesimlere tanıtabilmek.

Yeni nesil startup girişimleri para kazanmak için çalışmıyorlar. Bir dertleri var, bunu çözmek için uğraşacak cesarete sahipler ve bunu yapmayı kafalarına koydukları için deli olmaları lazım. Yine de mutlular.

Çünkü teknolojiyi kullanarak dünyayı daha iyi bir yer haline getirdiklerine inanıyorlar. Ayrıca belki de günün sonunda sadece para değil, insanların yaşamına etki etme imkanı kazanabilirler.

Hem girişimci hem akademisyen hem de televizyoncu olarak şunu anlamaya çalışıyorum. Yeni nesil startup girişimlerinin geleneksel işlerden ne farkı var ve bu yeni nesil girişimcilik tipinden ne öğrenebiliriz?

Bu neden önemli derseniz, dünya o kadar hızlı değişiyor ki eskisine göre çok daha karmaşık, belirsiz ve öngörülemeyen bir dünyada yaşıyoruz ve bu dünyada yaşamayı en iyi becerenler bu yeni nesil startup girişimleri.

Size iki girişimci örneği. Teknoloji girişimciliği denince akla gelen ilk isim Nevzat Aydın ve geçtiğimiz yıl Türkiye’nin en başarılı erkek girişimcisi ödülünü alan Nusret.

İkisi de girişimci. Ancak ikisinin de yaklaşımları ve hayata bakışları çok farklı.

Öncelikle en temel fark yeni nesil işlerin arayış içinde olmaları, mevcut işlerin ise uygulamayı iyi yapmaya yönelik olmaları.

Örnek olarak Yemek Sepeti 2001 yılında kurulduğunda henüz internet çok yaygın değildi, ne restoranlar ne müşteriler internetten sipariş verme konusunda bir tecrübeye sahip değildi.

O dönemde bu iş fikrinin başarı ihtimali çok düşüktü. Çünkü işin kendisi belirsizdi.

Kurucular ne yapacaklarını biliyorlardı ama bunu nasıl yapacaklarını bilmiyorlardı.

Bunu keşfetmeleri gerekti. Yani internet sitesi nasıl olmalı, restoranlarla iletişim ve sipariş nasıl olmalı, gibi. Belirsizlikleri gidermek için bir sürü deneme yanılma yapmaları gerekti.

Öte yandan yeni bir restoran açan Nusret’in yapacağı iş ve süreçler belli. Yapması gereken uygulamayı en iyi şekilde yapmak.

Bu sebeple mevcut işler fetih yaparken, yeni nesil işler keşif yapıyor!

Fetih için iyi savaşmak ve büyük kaynaklara sahip olmak gerek. Ne de olsa bilinen bir coğrafyadasınız. Keşif içinse büyük bir savaşa değil hatta tam tersine çok katılımlı bir desteğe ve iş birliğine ihtiyaç var. Çünkü burada bilinmezlerin ve belirsizliklerin dünyasındasınız.

Öte yandan ikisi de girişimcilik örneği.

Bununla beraber alınan risklerin ve belirsizliklerin boyutu farklı.

Bunu bir grafik üstünde gösterirsek Nusret, bir restoran açarak risk alıyor ancak yaptığı işin belirsizliği düşük.

Risk alıyor, çünkü açtığı restoranlar için yüksek yatırım gerekiyor.

Öte yandan Nevzat belirsizliği yüksek bir iş yapıyor. Çünkü pazarı olmayan ve piyasada ne zaman, nasıl ve hangi şartlarda tutacağı belli olmayan bir iş yapıyor.

Ancak aldığı risk o kadar yüksek değil. Yaptığı iş için yüksek bir yatırım gerekmiyor.

Girişimcilik kavramı zihinlerde macera, risk ve cesaret kelimeleri ile özdeşleşmiş durumda.

Ancak yeni nesil startup girişimleri risk almayı sevmiyor. Belirsiz bir işte risklerini en aza indirerek hareket ediyorlar.

Az risk alan bir diğer grup da bunu geleneksel yollarla belirsizliği düşük alanlarda iş yapmakta buluyor. Seyyar satıcılıktan restoran zinciri haline gelen Midyeci Ahmet gibi.

Öte yandan ar-ge ve teknoloji gerektiren bir alanda faaliyet gösteriyorsanız hem yüksek riskli hem de yüksek belirsizlik içeren bir iş yapıyorsunuz demektir.

Osman Kibar bunun için güzel bir örnek. Tanımayanlar için söyleyelim. Kendisi yaşlanmayı tersine çeviren bir biyoteknoloji üzerine çalışıyor.

Henüz piyasada bir ürünü olmamasına rağmen Amerika’da kurduğu şirketinin değeri 12 milyar $ ve şirketinin 4%’ünden daha az bir hissesi karşılığında şimdiye kadar 438m$ yatırım aldı.

Hiç para kazanmayan şirket olur mu demiştik. Aslında bu grafik bize şunu gösteriyor. Belirsizliği yüksek bir iş yapıyorsanız, keşif içindeyseniz ve arayıştaysanız para için iş yapmıyorsunuz.

Bir derdiniz var ve bunun için uğraşıyorsunuz. Günün sonunda para veya en az para kadar değerli birçok şey kazanıyorsunuz. Tecrübe, çevre, şöhret, saygı, tatmin, doygunluk bunlardan birkaçı.

Bu arada Türkiye’de yaşadığımız gerçeğini de göz ardı etmek istemiyorum. Çünkü bu üzerimizde büyük bir risk faktörü taşıdığımız anlamına geliyor. Bu haliyle yurtdışında benzer işi yapan başka firmalara göre Türkiye’de iş yapmak daha yüksek risk toleransına sahip olmak veya bir şekilde yolunu bulmak anlamına geliyor.

Ayrıca, ülke olarak hepimizin üzerindeki risk faktörünün yüksek olması bir yana artık bütün dünyada belirsizlik ve bilinmezlik çok daha fazla.

Bir araştırmaya göre yeni açılan restoranların 90%’ı bir kaç sene içinde kapanıyor. Nokia, Blackberry, Kodak gibi şirketler bile bu yenilikçi yıkıma karşı koyamayarak ortadan kayboluyor.

Artık dünya hiç bildiğimiz gibi değil. Yetişemediğimiz bir hızda ilerliyor ve sürekli yeni işler çıkıyor.

Dolayısıyla artık yeni bir yatırım yapmaya karar verdiğinizde risk alarak hareket etmek değil tam tersine aynen bir startup gibi riskleri en aza indirerek belirsizliklerle mücadele etmek gerekiyor.

Belirsizliklerle mücadeleyi en iyi becerenler ise Google, Apple, Facebook, Amazon, Yemek Sepeti gibi yeni nesil startup girişimleri. Bu şirketlerin bir derdi var ve hiçbiri önce para kazanma amacıyla kurulmadı.

Önce yapılamaz denileni yaptılar, sonra da dünyanın en çok kazanan şirketleri oldular.

Biz de kendi işimizi ve hayata bakışımızı geliştirebilmek için bu yeni nesil startup şirketlerinden çok şey öğrenebiliriz. Bunları üç maddede topladım.

1. Bilmeye değil öğrenmeye odaklanın.

Bilinen iş yapış biçimleri uzmanlık ve bilgi üzerine kurulu. Öte yandan belirsizliği yüksek işler yaratıcılığa ve öğrenmeye dayalı.

Bilinen dünyada işleri 10%, 20%, 30% daha verimli yapmaya çalışıyoruz ve uzmanlar bunu nasıl yapacağını biliyor. Ancak bilinmezler dünyasında işleri 10 kat, 20 kat, 30 kat daha iyi yapmaya çalışıyoruz ve buna cevap verebilecek hiçbir uzman yok.

Birçok akademik araştırma, uzmanlık bilgisinin yaratıcı fikirlere çekimser ve olumsuz yaklaştığını söylüyor. Çünkü insanlar değişim istiyorlar ancak kimse değişmek istemiyor.


















Ancak biz değişmek istesek de istemesek de dünya eskisine göre çok daha hızlı değişiyor. Bildiğimizi sandığımız konularda yarın hiçbir şey bilmeyebiliriz.

Dolayısıyla içinde yaşadığımız dönemin en büyük süper gücü hızlı öğrenme becerisi edinmek ve yeni nesil startuplar’ın en iyi yaptıkları şey de bu.

Bunun için sürekli deneme yanılma yapmak, bildiklerimizi paylaşmak, bilmediklerimizi sormak gerekiyor. Bu dünyada herkes bizim gibi. Kimse her şeyi bilmiyor. O sebeple beraber öğrenmek ve öğretmek önemli. Çünkü bilgi paylaştıkça çoğalır.

2. Hayal edin, merak edin, dert edinin

Eskiden hayallerimiz teknolojinin ötesindeydi. Hayal ediyorduk ancak teknoloji bize yetişemiyordu. Bugün ise teknoloji çok ileride. Öyle ki teknoloji ile neler yapabileceğimizi hayal bile edemiyoruz.

Sürekli arayış içindeyiz. Elimizdeki telefon günümüzde bu arayışın en büyük araçlarından biri. Dolayısıyla sadece bu telefon ortaya çıkmakla kalmadı, daha keşfetmediğimiz birçok yeni icada da aracı oldu.

Bu sebeple ben girişimciliğin hem sanatçı gibi hem de bilim adamı gibi düşünmeyi gerektirdiğini savunuyorum.

İş adamı bakışı, rasyoneldir. Yapılabilirlik önemlidir. Risk ve belirsizlik korkutucudur.

Yeni nesil startup girişimcileri ise Picasso gibi Mozart gibi Einstein gibi. Apple’ın kurucusu Steve Jobs bunun en güzel örneği.

Gerçek bir sanatçı resmini kaça satacağını düşünerek resmini yapmaz. İçinden gelen katlanılmaz duyguyu yaratıcı bir esere dönüştürür. Görülmesi gerekeni görür, yapılması gerekeni yapar, söylenmesi gerekeni söyler.

Nihayetinde ortaya çıkan ürün hiç para etmeyebilir veya dünyanın en önemli şaheseri olabilir. Ama bunu denemezse yeni bir şaheser ortaya koyma imkanı hiçbir zaman olmayacak.

Bu sebeple geleneksel dünyanın bekçileri bu yaratıcılıktan korkar.

Tıpkı, Einstein’ın, patent dairesinde memurken yazdığı makalenin çok yaratıcı olduğu gerekçesiyle reddedilmesi ve yıllarca Nobel bilim kurulunun Einstein’a ödül vermeyi ertelemesi gibi.

Ancak yaratıcı güç ortaya çıktığında bunun önünde durmak neredeyse imkansızdır.

3. Hemen harekete geçin

İçinizden geçen her ne ise yapabileceğinizi de düşünseniz yapamayacağınızı da düşünseniz haklısınız. Hayat biz onu nasıl görmek istersek onu sunuyor.

Çok büyük bir hayaliniz olabilir. Zaten bugün bunu gerçekleştirebilseniz bunun adı hayal değil hedef olurdu.

Hayal kurmak nasıl gideceğinizi bilmediğiniz bir yere gitmeyi istemek demek.

Bunun için bugün atabileceğiniz ilk adım neyse onu atın. Büyük düşünün, ama küçük başlayın. Bununla beraber hızlı hareket edin.

Şu anda neredeyseniz, neye sahipseniz, onunla orada ilk adımı atın. Her zaman sizi hayalinize yaklaştıracak olan bir ilk adım vardır. Sonra bir başka adım. Bir başka adım daha.

Ben bu arayış ve hareket sürecine huzurlu rahatsızlık adını veriyorum.

Sahip olmadıklarınız için yakınmak yerine şu anda sahip olduklarınız için şükredin. Huzuru burada bulacaksınız.

Öte yandan arayış bir rahatsızlık hali gerektirir. Bu yolda sizin yakıtınız da kendinize seçtiğiniz derdiniz olacak. Bu sayede cesareti bulacak ve zorluklara göğüs gereceksiniz.

Bütün bunları toparlarsak:

Artık eskisine göre çok daha belirsiz bir dünyada yaşıyoruz. Bu sebeple risksiz görünen konfor alanlarımız ve bildiğimiz işler artık o kadar da güvenli olmayabilir.

Hiç hareket etmemek ve yerimizde durmak bir çıkış yolu olmayabilir. Çünkü üzerinde durduğumuz zemin değişiyor.

Ben işimi yapıyorum veya sadece bir çalışanım diye düşünmeyelim. Yaptığımız işlerin veya çalıştığımız yerlerin geleceği belli değil.

Veya biz zaten bilinen bir iş yapıyoruz demeyelim. Riskimizi azaltmanın ve belirsizliği gidermenin yollarını arayalım.

Bu sebeple girişimciliği bir bakış açısı olarak öğrenmeli ve hayatta kalmak için gerekli bir araç olarak görmeliyiz.

Bunun için hayatımızı sürekli öğrenme üzerine kurgulamamız, hayal etmemiz, merak etmemiz, dert edinmemiz ve harekete geçmemiz gerekiyor. Belki sonra bunu paraya ve etkiye çevirmek mümkün olur.

Yeni nesil startup girişimlerinden bu konuda çok şey öğrenebiliriz.

Teşekkürler.


https://medium.com/@oguzhan/yeni-nesil-startup-girişimciliğinden-ne-öğrenebiliriz-58f697f00e4

11 views0 comments

Recent Posts

See All